tık tık..
kapıyı açmalar. şaşırmacalar. suratlardaki ani gülümseme. gözlerin içindeki merak. belki bir fotoğraf. çıkırt. bugün bizim günümüz. bir anı olmalı, değil mi? kapıyı kapatmacalar. apartman kapısının önünde atılan bir kahkaha. belki ironi. hızlı adımlarla aşılan kaldırımlar. merakla süslü gülümsemeler. o an'ın gerçek olup olmadığını sorgulamalar. ama kime? ama kime? başımız üzerindeki güneş. harika bir deniz kokusu. mmm. anlatsana kendini. anlatayım kendimi. merhaba ben 17 yaşında bir ev kedisiyim, ya sen? işte bu cümlede sıra sana geçiyor, sakın unutma! atılan hızlı adımlar. sonra birden oturmaca. bir masa. bir ucu ben, bir ucu sen. konuşmalar. şaşkınlıklar. merakla beklenen o gülümseyi görebilme. konuşabilme. yeri gelince söylenen terimlerin birini bile anlayamamam. yeri gelince hissettiklerimin birini bile hissetmemen. akıp giden bir şehir. akıp giden saatler. belki de gelip bir yerlere tıkanan konuşmalar. belki de dinmeyen kahkahalar. üzülmeler. şaşırmalar. peki ya mutluluklar? merhaba, tanıştığıma o kadar memnunum ki anlatamam.
03.07.2009
02.07.2009
teşekkür ederim paul amca. ağzıma da sıçtın hani.
mütevellit:
alıntı,
film izleyen bünyenin sonu,
tiffany'de akşam yemeği
01.07.2009
bana bak. ne görüyorsun?
tanıdığın bir şey gördüğünden şüpheliyim aslında. gördüğün bu şeyle tanışma fırsatı bulamadıysan ben tanıştırayım: kızın.
burası beni öldürüyor. temizlenemiyorum bir türlü. hep kirliyim. onlar gibi olabilmek ve gülmek istiyorum. ilişkilerimin taktik meselelerini tartışmak istiyorum. ama yok. şu an senden bile daha çok yanımda olmasını istediklerim aslında yüzlerini görmediklerim.. hata mı yapıyorum? ama ben dönüp dolaşıp bu düşünceye dolanıyorum.
burada bir şey var, taa içimden başlıyor beni kurutmaya. bir su bulduğumu sanıyorum, oysa onun durmak gibi bir niyeti yok. akıp gitmek istiyor. gitmek.
bana baktığında ne görüyorsun? artık tek bir kelimemi harcamak istemiyorum sana. o kadar çok boşuna konuştum ki. o kadar güzel duymamazlığa vurdun ki.. tavrını koy. ah tabi, çok kolay. konuş annenle, çöz bunu. bunu aylardır annesiyle konuşmayan birisinden mi duyuyorum?
ben ne yapacağım biliyor musun? yine ilk evime sığınacağım. ilk yalanıma.. ilk huzuruma.. uykuma. orada bambaşka bir şey var. orada mesela ikimize dair anılar bile var. güya hani. orada sen yoksun, aslında varsın. mesela geçenlerde beni bir çuvala koymaya çalışıyordun. bilinçaltıma kurban olayım. ama bunu yapamayacaksın. ben ne yapacağım biliyor musun, inadına mutlu olacağım. huzurlu. bunu beklemiyorsun çünkü.
yüzüme bak. ne görüyorsun?
tanıştırayım, bu senin kızın ve sadece huzur istiyor.
burası beni öldürüyor. temizlenemiyorum bir türlü. hep kirliyim. onlar gibi olabilmek ve gülmek istiyorum. ilişkilerimin taktik meselelerini tartışmak istiyorum. ama yok. şu an senden bile daha çok yanımda olmasını istediklerim aslında yüzlerini görmediklerim.. hata mı yapıyorum? ama ben dönüp dolaşıp bu düşünceye dolanıyorum.
burada bir şey var, taa içimden başlıyor beni kurutmaya. bir su bulduğumu sanıyorum, oysa onun durmak gibi bir niyeti yok. akıp gitmek istiyor. gitmek.
bana baktığında ne görüyorsun? artık tek bir kelimemi harcamak istemiyorum sana. o kadar çok boşuna konuştum ki. o kadar güzel duymamazlığa vurdun ki.. tavrını koy. ah tabi, çok kolay. konuş annenle, çöz bunu. bunu aylardır annesiyle konuşmayan birisinden mi duyuyorum?
ben ne yapacağım biliyor musun? yine ilk evime sığınacağım. ilk yalanıma.. ilk huzuruma.. uykuma. orada bambaşka bir şey var. orada mesela ikimize dair anılar bile var. güya hani. orada sen yoksun, aslında varsın. mesela geçenlerde beni bir çuvala koymaya çalışıyordun. bilinçaltıma kurban olayım. ama bunu yapamayacaksın. ben ne yapacağım biliyor musun, inadına mutlu olacağım. huzurlu. bunu beklemiyorsun çünkü.
yüzüme bak. ne görüyorsun?
tanıştırayım, bu senin kızın ve sadece huzur istiyor.
29.06.2009
içinde değişik çokluklarda sevdiğim pek çok insanın bulunduğu bir servis aracındayız. hani sabahları bizi işyerlerimize götüren araçlardan.. aracın en arkası dört kişilik falan olur genelde. ama sadece üç kişi oturuyoruz. sen, ben ve adını söylemek istemediğim bir arkadaşın.. sen ve arkadaşın yan yana oturup, "ciddi" konuşuyorsunuz. ben ise tek kişilik vücudumu, iki kişilik yere yaymışım. bir yerlere gidiyoruz. kafamız güzel, müzik güzel, hava güzel, sen güzel, ben güzel.
bol bir kot pantolon giymişim, paçalarını kıvırmışım. ayak bileklerimi inceliyorum. başım senin kucağında. sonra gözlerimi senin çenene dikiyorum. hareket halinde. adem elmana takılıyor gözüm. sonra ağzına. sesini duymuyorum nedense. ağzın açılıp kapanıyor ama. sonra duruyor ve birden kenarlarında kıvrım beliriyor. dişlerin çıkıyor ortaya. ben seni seviyorum. sonra avcuma alıyorum çeneni. parmaklarımla ağzının kenarına dokunuyorum. ben seni seviyorum. iş-güç-meşgale dertlerinden kurtulmak amacıyla çıktığımız bu yolda, yol boyu şu arkadaşınla konuşmana göz yumamam. hemen ayağa kalkıp, aracın ön tarafına ilerliyorum. pek çok engel aşmam gerekiyor. sevgili çiftleri mesela. ahaha. duralım şurada diyorum y'ye. y sever beni. kırmaz, kırmadı. devamında denize ulaşan bir papatya tarlasının önündeyiz. müziği açıyorum. kafamız güzel. müzik güzel. sen güzel. hayır, ben güzel değil. dans ediyoruz herkes gibi. günbatımı oluyor hatta bu esnada. biz hala dans ediyoruz. hemen aşağımızda papatyalar. ama onları ezmiyoruz.. asla.
o harika günü hatırlıyorsun, değil mi? çünkü ben o harika gün geldiğinde hatırlamış olacağım ve bağıracağım: je suis trop bourree pour baiser!

bol bir kot pantolon giymişim, paçalarını kıvırmışım. ayak bileklerimi inceliyorum. başım senin kucağında. sonra gözlerimi senin çenene dikiyorum. hareket halinde. adem elmana takılıyor gözüm. sonra ağzına. sesini duymuyorum nedense. ağzın açılıp kapanıyor ama. sonra duruyor ve birden kenarlarında kıvrım beliriyor. dişlerin çıkıyor ortaya. ben seni seviyorum. sonra avcuma alıyorum çeneni. parmaklarımla ağzının kenarına dokunuyorum. ben seni seviyorum. iş-güç-meşgale dertlerinden kurtulmak amacıyla çıktığımız bu yolda, yol boyu şu arkadaşınla konuşmana göz yumamam. hemen ayağa kalkıp, aracın ön tarafına ilerliyorum. pek çok engel aşmam gerekiyor. sevgili çiftleri mesela. ahaha. duralım şurada diyorum y'ye. y sever beni. kırmaz, kırmadı. devamında denize ulaşan bir papatya tarlasının önündeyiz. müziği açıyorum. kafamız güzel. müzik güzel. sen güzel. hayır, ben güzel değil. dans ediyoruz herkes gibi. günbatımı oluyor hatta bu esnada. biz hala dans ediyoruz. hemen aşağımızda papatyalar. ama onları ezmiyoruz.. asla.
o harika günü hatırlıyorsun, değil mi? çünkü ben o harika gün geldiğinde hatırlamış olacağım ve bağıracağım: je suis trop bourree pour baiser!

28.06.2009
çok garip bir durum mesela. şu naçiz hayatımda aldığım ilk plaket 10 yaşında katıldığım bir dans yarışmasına ait. latin dans yarışması ama dikkatinizi çekerim. gecegece aklıma takılan bu, evet. teşekkürler buena vista social club. kalbimiz küba'da.
mütevellit:
buena vista social club sen nelere kadirsin
merhaba. günlerden pazar bugün ve dikkat edersen pazar günlerini hep ikimize ayırıyorum. ben sana kahvaltı hazırlarım, sen bana gazete başlıklarını okursun. ben sana kahve yaparım bol köpüklü, sen fotoğrafımı çekersin. ben sana gülümserim, sen gülümsememi izlersin. ben sana bir masal anlatırım, sen dinlersin. ben sana iyi geceler dilerim, sen bana iyi geceler dilersin. ben sana uzansam dokunurum, sen bana gülümsesen dünyalar benim. ben sana üflesem soğuyacaksın, sarılsam okyanus..
24.06.2009
hasta-ne.
bu kadar hasta insan arasında durup düşünüyor insan. şükretmek böyle anlar için bulunmuş. saat sekizbuçuk. çevremde herkes hasta. sterilize edilmiş metal kokusu sinmiş buraya. burası bir hastane. bu hastane kapısında nice kocaman adam küçüldü, ufaldı. nice güçlü kadın gözyaşına boğuldu. ve nice.. ölü.
karşı banktaki erkek çocuğu ağlıyor. "bir ameliyat daha mı? hayır!" diyor. simsiyah giyinmiş bir kadın yürüyor. gözlerinin ışığı sönmüş. gözlerin ışığı ne zaman söner, biliyor musunuz? matlaşır böyle. cam gibidir, her an ağlayabilir. ama sanki bir daha hiç ağlayamayacak gibidir.
banktaki çocuk kalktı. bacakları protez, yeni fark ediyorum. yürümekte zorlanıyor. adamın biri sigarasını yaktı. dumanla beraber aklındakileri de uzaklaştırıyor ağzından adeta.. uzun bir duman. uzun bir of. yapılan telefon konuşmaları tedirgin, çaresiz. insanlar kime kızacaklarını bilmiyorlar. çok ikiyüzlüler aslında. böyle anlarda yukarıdakine kızıp, yine ona sığınırız.
gözümü kapatıyorum. hastane kokusu.. ben birbuçuk yaşımdan beri bu kokunun içindeyim.
gözümü kapattım. kulağımda protezli çocuğun yürüyememe sesi..
kendime söz verdim, ikiyüzlü olmayacağım.
karşı banktaki erkek çocuğu ağlıyor. "bir ameliyat daha mı? hayır!" diyor. simsiyah giyinmiş bir kadın yürüyor. gözlerinin ışığı sönmüş. gözlerin ışığı ne zaman söner, biliyor musunuz? matlaşır böyle. cam gibidir, her an ağlayabilir. ama sanki bir daha hiç ağlayamayacak gibidir.
banktaki çocuk kalktı. bacakları protez, yeni fark ediyorum. yürümekte zorlanıyor. adamın biri sigarasını yaktı. dumanla beraber aklındakileri de uzaklaştırıyor ağzından adeta.. uzun bir duman. uzun bir of. yapılan telefon konuşmaları tedirgin, çaresiz. insanlar kime kızacaklarını bilmiyorlar. çok ikiyüzlüler aslında. böyle anlarda yukarıdakine kızıp, yine ona sığınırız.
gözümü kapatıyorum. hastane kokusu.. ben birbuçuk yaşımdan beri bu kokunun içindeyim.
gözümü kapattım. kulağımda protezli çocuğun yürüyememe sesi..
kendime söz verdim, ikiyüzlü olmayacağım.
mütevellit:
şimdiki zamana dair konuşmalar
23.06.2009
geçenlerde sahilde oturuyoruz. a ve ben. a'yı uzun zamandır tanıdığımı söyleyebilirim. hatta uzun zaman üç sene gibi bir şeye tekabül ettiğinden kimi insanları gülümsetebilir bile. sorun değil bu. o bilmemkaçıncı birasını içerken, ben de parmak arası terliğimi kuma sapladım. sonra çıkardım. parmaklarımın arasından kumlar kayıyordu adeta. sorun değil bu. a dedi ki: "eskiden yazdıklarını heyecanla okurdum. her yazdığını takip ederdim. çünkü farklı yazıyordun. ama artık hep aynı yazıyorsun. aynı heyecanı da koruyamaz insan." sessizce dinledim onu. sorun değil bu. sadece artık daha naif yazdığımı düşünüyorum ben. o'na yazıyorum, o'nun için yazıyorum. konu bu değil. sen bilirsin dedim. üzüldüm dedim. bir kitap yazmak istiyorum. bu yaz yazabileceğime inanırdım. bilmiyorum. eskiden mesela 2010 senesine izlanda'da gireceğimden o kadar emindim ki.. artık hayattaki hiçbir şeyden emin değilim. a. almanya'ya gidiyor. "bu devirde alamancı olacaksın ha?" temalı bilmemkaçyüz tane espri yaptım ve bundan sıkıldı. ben de sıkılmıştım. sorun değil bu. kalktım eve gittim. yüzümü sildiğim havluya mavi bir iz bırakmak tabi ki benim suçum günahım değil ama böyle oluyor. yalnız şu hep aynı şeylerden bahsediyorsun artık lafı takıldı kafama. sorun değil bu. aslında son aylarda hiç yazmadığım kadar harika şeyler yazdım. ben bile şaşırdım buna. hatta şu sıralar aklımda bir niyet var. plan demek istemiyorum. niyet. çok güzel. o kadar güzel ki durup bunu düşünmek bile gülümsetiyor beni. sorun değil bu. bir de bu niyeti gerçekleştirince o'nun yüzünün alacağı hali hayal edip [ağzının kenarındaki kıvrım, gözlerinin içindeki şaşkınlık] bir kere daha gülümsüyorum. mütemadiyen gülümsüyorum. derken balkona sesleniyor a. efendim diyorum. yalanlarına alet etme beni diyor. sorun değil bu. yalan yok, sadece hayalgücü diyorum. an itibariyle pantera dinlemem, 3 sene önceki halime ve a ile ilk tanıştığımız zamana saygı sevgi için tamamen.
a'yı kapatıyorum. müziği kapatıyorum. pencereyi kapatıyorum. o'nun geçmişinde kayboluyorum.
a'yı kapatıyorum. müziği kapatıyorum. pencereyi kapatıyorum. o'nun geçmişinde kayboluyorum.
mütevellit:
are you talking to me?
19.06.2009
bazen
etrafta çok fazla insan var gibi geliyor. çok fazla sözcük. çok fazla hikaye. çok fazla fotoğraf. çok fazla yüz. biraz daha yakından bakınca aslında hepsinin aynı olduğunu görüyorum. hep aynı sözcükler, hep aynı hikayeler, hep aynı fotoğraflar, hep aynı yüzler. hep aynı dertler aynı hep. bilirsiniz, karbon kağıdına bağlı hayatlar. sonra kendime bir alamet-i farika bulasım geliyor. veya bu ne.. merak ediyorum. aynaya bakıyorum mesela. tanrının adaletsizliği konuşuyor: gisele bündchen ile beni aynı kişi mi yarattı şimdi? no, i don't. tamam. i've said too much.
16.06.2009
sabah
gözlerini deviriyor. anlamamazlığa vuruyor. biz böyle hiçbir yere varamayız güzelim diyorum. bazen gerçekten bokpüsür bir samimiyet sarar beni. gülüm derim, güzelim derim, bebeyim derim. yumşakge olmaksızın derim ama. çok farklı şeylerden bahsediyoruz diyorum. ne gibi diyor. bak mesela. gözlerini kapatıyorum ellerimle. beni görüyor musun diyorum. hayır diyor. şimdi sana bir alıntı yapacağım diyorum. "onun içini görmek için bir an gözlerimi kapattım. sıcak, rahat ve doğaldı." kim demiş diye sordu. anais nin dedim. beni anladığından emin bile değilim. boşver dedim.
öğlen
gözü parmağımdaki yüzüğe takılıyor. ilginçmiş diyor. canını sıktı bu yüzük, anlıyorum. normalde bir açıklama yapabilirim ki çok basit bir açıklaması var zaten ama bunu canım şu an hiç istemiyor. bu yüzden bu alyansı daha da gözüne sokarcasına "hım, teşekkürler" diyorum. acıktın mı diyor. hayır acıkmam ben diyorum. o acıkmış ama. onun dünyası yemek. benimse sadece uykuya ihtiyacım var.
akşam
bu şarkıyı kaçıncı dinleyişin diyor. bilmiyorum diyorum. çok mutlu bir şarkı bu ama ben mutlu değilim, sanırım mutlu olmak istiyorum diyorum. duymuyor. bağırıyorum. mutlu olmaAaAaAaAaAak! dönüp bana bakıyor. bekliyorum diyor. neyi-kimi-nasıl bekliyorsun diyorum. beklemek çok boktan bir şey. çok zor. çok canını yakıyor insanın. cidden. bekliyorum. bir nefesi bekliyorum. bir sesi. bekliyorum. bekliyorsun. bekliyoruz. beklemek. bayiinizden ısrarla isteyin.
gözlerini deviriyor. anlamamazlığa vuruyor. biz böyle hiçbir yere varamayız güzelim diyorum. bazen gerçekten bokpüsür bir samimiyet sarar beni. gülüm derim, güzelim derim, bebeyim derim. yumşakge olmaksızın derim ama. çok farklı şeylerden bahsediyoruz diyorum. ne gibi diyor. bak mesela. gözlerini kapatıyorum ellerimle. beni görüyor musun diyorum. hayır diyor. şimdi sana bir alıntı yapacağım diyorum. "onun içini görmek için bir an gözlerimi kapattım. sıcak, rahat ve doğaldı." kim demiş diye sordu. anais nin dedim. beni anladığından emin bile değilim. boşver dedim.
öğlen
gözü parmağımdaki yüzüğe takılıyor. ilginçmiş diyor. canını sıktı bu yüzük, anlıyorum. normalde bir açıklama yapabilirim ki çok basit bir açıklaması var zaten ama bunu canım şu an hiç istemiyor. bu yüzden bu alyansı daha da gözüne sokarcasına "hım, teşekkürler" diyorum. acıktın mı diyor. hayır acıkmam ben diyorum. o acıkmış ama. onun dünyası yemek. benimse sadece uykuya ihtiyacım var.
akşam
bu şarkıyı kaçıncı dinleyişin diyor. bilmiyorum diyorum. çok mutlu bir şarkı bu ama ben mutlu değilim, sanırım mutlu olmak istiyorum diyorum. duymuyor. bağırıyorum. mutlu olmaAaAaAaAaAak! dönüp bana bakıyor. bekliyorum diyor. neyi-kimi-nasıl bekliyorsun diyorum. beklemek çok boktan bir şey. çok zor. çok canını yakıyor insanın. cidden. bekliyorum. bir nefesi bekliyorum. bir sesi. bekliyorum. bekliyorsun. bekliyoruz. beklemek. bayiinizden ısrarla isteyin.
mütevellit:
komşum ve ben
14.06.2009
cep.

zamanı gelince kullanmak üzere sözcükler biriktiriyorum cebimde
bol iyelik ekli,
böyle fransızcasından ispanyolcasına kadar..
her şeyi içeren ama sadece seni anlatan,
benim dilimde..
ceplerimde daha başka,
sokaklar biriktiyorum
mevsimler..
yağmur biriktiremedim pek, kusura bakma
burası yazlar sıcak ve kurak
kışlar ılık ve yağışlı bir akdeniz şehri.
ve yaz geldi.
yemekler biriktiriyorum
benim sana hazırladığım, seninse bana..
fısıltılar var biraz da
sadece senin kulağına ulaşacak fısıltılar
ve bir hikaye var
anlatırsam gerçekleşmez diye korktuğum.. içimde.
cebimde sözcüklerim var
aklımda sözcüklerin..
hepsine gözüm gibi bakıyorum
zamanı gelince kullanmak üzere
mütevellit:
a'dan x'e,
mektup kalemi iş başında
29.05.2009
"beklemek canımı yakıyor" dediğinde yüzümde bir gülümseme oldu. ortada komik veya hoş bir şey yok. sadece "seni anlıyorum" gülümsemesi bu. karşımda olsan, görürdün bunu. yanımda olsan demiyorum, çünkü hep yanımdasın.
kendim için bir şey dilediğimde hemen sen de geliveriyorsun aklıma. bir tane de sana diliyorum. bir şarkı dinlediğimde, en beklenmedik kelimeden sen fırlıyorsun. en kısa zamanda dinletmeliyim bunu ona diyorum. bir yazı yazdığımda, bakıyorum senin için de yazmışım o yazıyı. buraya bahar geldiğinde [ki oralar hala kıştı] güneşe senin için de bakıyorum. baharı senin adına da karşılıyorum. bir şiir okuyorum. sonra altında "birhan keskin" ibaresini görüyorum. gülümsüyorum. birkaç sene evvelki yazılarını okuyorum. şu sıralar taktığım bir şarkıya sen de takıkmışsın anlaşılan bir zamanlar.
kahvemi yudumluyorum. gözüm sokakta.
o gelecek gelse de seninle karşılıklı kahvelerimizi içerken, ertelediğimiz düzinelerce konuyu konuşsak..
sonra bambaşka bir hayal beliriyor.
sen, ben, kedi.
bir yaz öğleni.
kendim için bir şey dilediğimde hemen sen de geliveriyorsun aklıma. bir tane de sana diliyorum. bir şarkı dinlediğimde, en beklenmedik kelimeden sen fırlıyorsun. en kısa zamanda dinletmeliyim bunu ona diyorum. bir yazı yazdığımda, bakıyorum senin için de yazmışım o yazıyı. buraya bahar geldiğinde [ki oralar hala kıştı] güneşe senin için de bakıyorum. baharı senin adına da karşılıyorum. bir şiir okuyorum. sonra altında "birhan keskin" ibaresini görüyorum. gülümsüyorum. birkaç sene evvelki yazılarını okuyorum. şu sıralar taktığım bir şarkıya sen de takıkmışsın anlaşılan bir zamanlar.
kahvemi yudumluyorum. gözüm sokakta.
o gelecek gelse de seninle karşılıklı kahvelerimizi içerken, ertelediğimiz düzinelerce konuyu konuşsak..
sonra bambaşka bir hayal beliriyor.
sen, ben, kedi.
bir yaz öğleni.
mütevellit:
between waiting and sleeping,
d'den p'ye
26.05.2009
"..
şimdi ben ne zaman gülsem
ne zaman yılları ve dakikaları saymak istesem
ne zaman dans etsem
seni de yerleştiriyorum o anın bir kenarına
sakın meraklanma
senin için gülümsüyorum bu sabah
senin için uyuyorum bu gece
ve seni görüyorum rüyamda...
merhaba!"
şimdi ben ne zaman gülsem
ne zaman yılları ve dakikaları saymak istesem
ne zaman dans etsem
seni de yerleştiriyorum o anın bir kenarına
sakın meraklanma
senin için gülümsüyorum bu sabah
senin için uyuyorum bu gece
ve seni görüyorum rüyamda...
merhaba!"
20.05.2009
ülser.
komşumun tek bir derdi var. buna bulduğu çözüm ise konuşmak. diyorum ki ona "konuşma bu kadar". kızıyorum. kelimeleri öylesine harcıyor ki. cümlelerinin nereye ulaşacağını, kime dokunacağını umursamaksızın konuşuyor ve beni korkutuyor.sus diyorum.
seviyorum diyor.
ben de seviyorum diyorum, ama içimden.
bağırıyor.
boşuna bağırıyorsun, duy-mu-yor diyorum.
seni duydular mı yoksa diyor. bir kaşını yukarıya kaldırıyor.
hayır diyorum. ben fısıldıyorum sadece.
rüzgar, işine gelince fısıltıları taşır kulaklara. farkındayım. ama o taşımasın, fısıldayan "ben" olmak istiyorum. o şurada olsun ve sadece dinlemek isterse duysun beni.
saçma dedi.
kıçını yırtmaya devam et o zaman dedim.
dolaptan hap kutumu çıkardım. bu gencecik yaşımda ülser de olmuştum.
mütevellit:
komşum ve ben,
ölecek miyim
18.05.2009
bana bugün "ya sen gerçekten zayıfmışsın" diyen güzel insan evladı.. bir hafta sürecek bir mutluluk verdin bana, haberin yok.
mütevellit:
şimdiki zamana dair konuşmalar
16.05.2009
put your lovin hand out, baby!
bazen o kadar güzel cümleler kuruyorum ki bu beni bile şaşırtıyor. cümlelerimin değerinin bilinmemesi ise bir üzüntü. zaten ne üzüntü değil ki? müzikle beraber kendimden geçip ibrahim tatlıses'in oryantal didem'ine dönüşebildiğimi anlamam ironik değil de başka bir şey.
ayrıca şu ahir hayatımda beggin' eşliğinde dans ettim ya bir partide.. artık ölebilirim.
ayrıca şu ahir hayatımda beggin' eşliğinde dans ettim ya bir partide.. artık ölebilirim.
14.05.2009
adımı "didi" sanan bir meleğim var. bunun yanı sıra fransızcam yok ama fransızca cümleler kurmakta da üstüme yok. bazen kalbimi parçalara bölüp, istanbul'a savurmuşum gibi geliyor. sonra bir aslı erdoğan sözü hatırlıyorum: bir şehir ancak içinde sevdiğiniz biri olunca yaşamaya başlar. gülümsüyorum. mutluyum naçizane. ismimden çok senin ismini cümle içerisinde kullanıyorum bir günde. bir ayda neler olabileceğini tahmin edebiliyor musun?
dinle: the build up.
dinle: the build up.
mütevellit:
merhaba tanışalım mı,
şarkılar ve etkileri
10.05.2009
yer ile gök.
kudra çok fena haklı. bir yerde bir gökte.. bundan daha iyi anlatılamazdı. işin garip yanı beni ay'a çıkarman dört yıl on bir ay sürerken, düşmem için sadece beş dakika ve on saniye yetiyor.
üstelik etrafta papatya da yok.
tahmin et napıyorum?
evet gülümsüyorum.
üstelik etrafta papatya da yok.
tahmin et napıyorum?
evet gülümsüyorum.
mütevellit:
a'dan x'e,
i'll see you on the dark side of the moon
**
durup gülümsedim. sanırım buna hayat diyorlardı ve yaşadığım kadarıyla benimki onyedi yıl+on aylıktı. insanın tanımadığı kişilere kendisini anlatması tamam daha kolay ama hiç beklemediği insanlardan, hiç beklemediği sorular duyup da çenesinin açılması, bu uğurda tüm ailevi gerçeklerini ortaya döküvermesi garip..miş. bunu da okuyacak mısın bilmiyorum ama sana anlattıklarım sadece bir başlangıç. ağzındaki bir dilek olmak ise en az hayatın bizatihi kadar şaşırtıcı. hadi bakalım, bu yazı da benden sana bir şaşırtmaca.. yüzünde bir tebessüm olsun ve iyi pazarlar (:
04.05.2009
rüya içinde rüya.
bunun bir rüya olduğu başından belliydi ama susup da tadını bozmayayım dedim insanların.
dunkin donuts'da oturuyoruz. bir fincanının bile benim tüm midemi doldurduğu o kahvelerden falan içiyoruz. i. ve b. sevgili olmuşlar, m. ve f. yeniden çıkmaya başlamışlar. m.'yi haftalardan beri ilk defa böyle gözleri gülerken görüyorum. f. çok pişmanmış. birbuçuk senelik bir geçmiş çabucak atılamaz diyordum zaten ben de. sen ise benim karşıma geçmişsin gülümsüyorsun. yüzündeki kıvrımları inceliyorum. aynı aklımdaki gibi. çok güzel bir pazar günü. ne yazık ki birazdan uyanmak zorundayım.
dunkin donuts'da oturuyoruz. bir fincanının bile benim tüm midemi doldurduğu o kahvelerden falan içiyoruz. i. ve b. sevgili olmuşlar, m. ve f. yeniden çıkmaya başlamışlar. m.'yi haftalardan beri ilk defa böyle gözleri gülerken görüyorum. f. çok pişmanmış. birbuçuk senelik bir geçmiş çabucak atılamaz diyordum zaten ben de. sen ise benim karşıma geçmişsin gülümsüyorsun. yüzündeki kıvrımları inceliyorum. aynı aklımdaki gibi. çok güzel bir pazar günü. ne yazık ki birazdan uyanmak zorundayım.
mütevellit:
freud seni seviyorum
02.05.2009
mutfak.
gece, bir ara, mutfağa gidiyorum. annen de uyumamış. beraber süt içerken senin hakkında konuşuyoruz. çocukluğunu anlattıyorum annene. ikimiz de farklı şekillerde ama sayısız çokluklarda seviyoruz seni. sen ise ikimizi de görmüyorsun. annen odasına gittikten birkaç dakika sonra sen geliyorsun mutfağa. uyku mahmurluğu da her hal ve şart gibi yakışıyor sana. balkona çıkıyoruz. ay'a bakıyoruz. çok huzurlu bir an şu an. çünkü seninleyim.. rüyadan farksız.
01.05.2009
arka-daş.
insanın yanında arkadaşları varken dünyaya kafa tutabilir. pembe bir gözlük takıp, sokaklarda fütursuzca dolaşabilir mesela. otostop çekebilir. kene korkusundan tamamen sıyrılıp, çimenliğe atabilir kendini. bağır çağır şarkı söyleyebilir. sarhoş olabilir. dans edebilir. japonca konuşabilir. çocuklaşabilir. büyüyebilir. kilometrelerce yürüyebilir. pişmanlıklarını gülerek anabilir. "are you insane?" deyip başını göğe kaldırabilir. dedikodu yapabilir. hayal kurabilir. ağlayabilir, yargılanmayacağını bilerek ağlar hem de. iki saniye sonra gülebilir. çünkü bu kollar güvenli. bu yüzler tanıdıktır. arkadaştır.
çok garip bir şey bu. bir daha "328 d.g." olmayacak. yazılı kağıtlarına "FEN-A" yazmayacağım. o aptal de broglie boyunun işlemli soruları ve kalsiyum karbürden bütil asetat eldesi.. karşıma çıkmayacak. kantindeki ablaya "bir elmalı soda, bir de tuvalet kağıdı" demek için çiğnediğim insan kalabalığı olmayacak. müdür yardımcısı piercinglerimi görecek mi diye bir yerim tutuşmayacak. o boktan eteği ve elli beden büyük gelen gömleği giymeyeceğim. en önemlisi..
"seda napıcam ya ben" diye başlayıp asla sonlanmayan konuşmalarım, sılayla yazılı öncesi çalışalım diye biraraya geldiğimizin üçüncü dakikasında gelecek hakkında planlar yapmamız, merve'nin gözlerinde bulutları gördüğüm an "ne dinliyorsun?" demem, bana kulaklığı uzatması ve yılmazerdoğan-ahmetkaya-sezenaksu üçgeninde yaşanan duygusal sürüklenmeler, mehmet'e "mehmeeet, baba oluyorsun!" seslenişlerim, nisa'nın palmiye saçları, dersin ortasında durup birden sıla'ya "lan heroes'da olan da neydi öyle?!" diye sormalarım, ipekle sarhoş olmalarımız, okul bahçesinin envai çeşit yerinde verdiğimiz LOST pozlarımız, level atlamaya çalışan özgü esprileri, "efee bizim şarkıyı aç" demem, akabinde okulda kürtçe türkü eşliğinde halay çekmeler, sınıfta yapılan victoria's secret defileleri ve kazaları, ışılla mtv kliplerinde zenci dansı taklitlerimiz, zaman zaman yatak odasına dönen sınıfımız ve hallerimiz, o uyduruk okul binasının içine sıkıştırdığımız kimi zaman da dışarı taşan anılar, anlar.. geçti, bitti, yaşanmayacak yeniden.
göz göze geldiğinde sana güven ve huzur verendir arkadaş. güzel bir şeydir, böyle koluna girersn. gözyaşlarını siler. sarıp sarmalar seni.
sonra elinde uyduruktan bir tane gül, gözlerin dolu dolu bakakalırsın okul binasına. o soğuk binayı siz doldurmuşsunuzdur. her pencere başka şey. her çöp kovası bambaşka. hatta şu an tam dikildiğin yerde, lise 1'de k'alp krizi geçirmiştin, niye benimle konuşmuyor oysa tüm konser beraberdik diyordun. arka taraftaki bankta, geçen senenin partisinde uzanmıştın, en yakın arkadaşına zehir ediyordun o geceyi. en üst kattaki şu pencerede lise 1'ini geçirdin mesela. en alt kattaki biyoloji laboratuarının penceresini sen kırmıştın. okulun ilk günü tam şurada duruyordun. bir müzik grubunun olacağını ve o grubun davulcusuyla da sevgili olacağını düşünüyordun. yazık.
yüzlerine baktığımda içimin huzurla dolduğu güzel insanlardan ayrıldım dün. son kez gittim okula, lise son öğrencisi olarak. uyduruk bir gül töreniyle vedaladı belki beni bu taş bina. ama sımsıcaktı sarılışları ve sözcükleri o güzel insanların.. ve bitti. ALA'09 gitti.
çok garip bir şey bu. bir daha "328 d.g." olmayacak. yazılı kağıtlarına "FEN-A" yazmayacağım. o aptal de broglie boyunun işlemli soruları ve kalsiyum karbürden bütil asetat eldesi.. karşıma çıkmayacak. kantindeki ablaya "bir elmalı soda, bir de tuvalet kağıdı" demek için çiğnediğim insan kalabalığı olmayacak. müdür yardımcısı piercinglerimi görecek mi diye bir yerim tutuşmayacak. o boktan eteği ve elli beden büyük gelen gömleği giymeyeceğim. en önemlisi..
"seda napıcam ya ben" diye başlayıp asla sonlanmayan konuşmalarım, sılayla yazılı öncesi çalışalım diye biraraya geldiğimizin üçüncü dakikasında gelecek hakkında planlar yapmamız, merve'nin gözlerinde bulutları gördüğüm an "ne dinliyorsun?" demem, bana kulaklığı uzatması ve yılmazerdoğan-ahmetkaya-sezenaksu üçgeninde yaşanan duygusal sürüklenmeler, mehmet'e "mehmeeet, baba oluyorsun!" seslenişlerim, nisa'nın palmiye saçları, dersin ortasında durup birden sıla'ya "lan heroes'da olan da neydi öyle?!" diye sormalarım, ipekle sarhoş olmalarımız, okul bahçesinin envai çeşit yerinde verdiğimiz LOST pozlarımız, level atlamaya çalışan özgü esprileri, "efee bizim şarkıyı aç" demem, akabinde okulda kürtçe türkü eşliğinde halay çekmeler, sınıfta yapılan victoria's secret defileleri ve kazaları, ışılla mtv kliplerinde zenci dansı taklitlerimiz, zaman zaman yatak odasına dönen sınıfımız ve hallerimiz, o uyduruk okul binasının içine sıkıştırdığımız kimi zaman da dışarı taşan anılar, anlar.. geçti, bitti, yaşanmayacak yeniden.
göz göze geldiğinde sana güven ve huzur verendir arkadaş. güzel bir şeydir, böyle koluna girersn. gözyaşlarını siler. sarıp sarmalar seni.
sonra elinde uyduruktan bir tane gül, gözlerin dolu dolu bakakalırsın okul binasına. o soğuk binayı siz doldurmuşsunuzdur. her pencere başka şey. her çöp kovası bambaşka. hatta şu an tam dikildiğin yerde, lise 1'de k'alp krizi geçirmiştin, niye benimle konuşmuyor oysa tüm konser beraberdik diyordun. arka taraftaki bankta, geçen senenin partisinde uzanmıştın, en yakın arkadaşına zehir ediyordun o geceyi. en üst kattaki şu pencerede lise 1'ini geçirdin mesela. en alt kattaki biyoloji laboratuarının penceresini sen kırmıştın. okulun ilk günü tam şurada duruyordun. bir müzik grubunun olacağını ve o grubun davulcusuyla da sevgili olacağını düşünüyordun. yazık.
yüzlerine baktığımda içimin huzurla dolduğu güzel insanlardan ayrıldım dün. son kez gittim okula, lise son öğrencisi olarak. uyduruk bir gül töreniyle vedaladı belki beni bu taş bina. ama sımsıcaktı sarılışları ve sözcükleri o güzel insanların.. ve bitti. ALA'09 gitti.
mütevellit:
ala 09,
çok önceden mesela çocukken
23.04.2009
kedi sevmeyen erkek.
n.'nin yeni iş yerine taşındığı gündü. güneş gözlüğümü uzuun kış günlerinden sonra ilk defa taktığım gün. n.nin yeni boyanmış duvar kokusu sarmış ofisinde otuyoruz m. ile. m. benimle yaşıt bir erkek çocuğu. n. ise ellisine yakın. m. iran kedilerini neden sevmediği üzerine üçüncü cümlesini kuracaktı ki "kedi sevmeyen erkek.." dedi n. bir yandan bu iki erkeğin konuşmasını dinleyip, diğer yandan da m.'nin fotoğraf makinesine hasetle inceleyen bendenizden "kadınları anlayamaz!" cümlesi çıkıverdi. n. patlattı bir kahkaha. m. şaşkınlıkla baktı. o ana dek odadaki varlığım pek belirgin bile değilken, ortaya attığım ilginç savla bakışlar bana çevrildi.
- şimdi ne dersek diyelim, kediler feminen hayvanlar ve pek çok yönden de kadınları anımsatırlar. bir erkeğin kediyi sevebilmesi için ruhu incelmeli, şekillenmeli. bunlar olduktan sonra zaten kadınları anlar, dedim.
tam bir hayvansever olan n.:
- benim kedim de köpeğim de var. mesela köpek sadık hayvandır ama.. kediler başkadır. kedileri sevmek bambaşkadır, dedi.
üniversiteye başlama yolunda olan m. önemli bir hayati gerçeği öğrenmiş gibi baktı yüzüme. gülümsedim. ama bu gülümsemeyi sadece kedi seven erkekler anlayabilirdi.
- şimdi ne dersek diyelim, kediler feminen hayvanlar ve pek çok yönden de kadınları anımsatırlar. bir erkeğin kediyi sevebilmesi için ruhu incelmeli, şekillenmeli. bunlar olduktan sonra zaten kadınları anlar, dedim.
tam bir hayvansever olan n.:
- benim kedim de köpeğim de var. mesela köpek sadık hayvandır ama.. kediler başkadır. kedileri sevmek bambaşkadır, dedi.
üniversiteye başlama yolunda olan m. önemli bir hayati gerçeği öğrenmiş gibi baktı yüzüme. gülümsedim. ama bu gülümsemeyi sadece kedi seven erkekler anlayabilirdi.
mütevellit:
bir tespit insanı olarak eloise vera,
kedi
21.04.2009
sen daima çekip gitmek, kendini yıkmak ve yeniden yoğurmak peşindesin. deli gibi sigara içiyorsun. akşamları tütün kokuyor saçların. attı mı tepenin tası, karardı mı ruhunun pusulası, gitmek istiyorsun, sadece gitmek, çok uzaklara. bugünden düne tek bir şey söyleyeceğim sana. gerisi boş çünkü. yaşaman gereken her şeyi sen nasıl olsa yaşayacaksın. sırasıyla. hatalarınla sevaplarınla. ama bir şey var ki, ne olur tut hatırında. dursun aklının bir köşesinde, kıyısında.
sakın bu kadar ciddiye alma şu anda yaşadığın aşklarını. çektiğin çekeceğin her ne aşk yarası varsa, rüzgara ver. alsın götürsün esen yel.
~ elif şafak
sakın bu kadar ciddiye alma şu anda yaşadığın aşklarını. çektiğin çekeceğin her ne aşk yarası varsa, rüzgara ver. alsın götürsün esen yel.
~ elif şafak
mütevellit:
bütün kadınların kafası karışıktır,
elif şafak
17.04.2009
insana kanat takıp, onu uçurabilen fakat tek bir "sessizliğinle" de onu yere düşüren birisin sen. bu kadar güzel ve bu kadar iğrenç. tüm bildiklerimi unutuyorum ve tüm bilmediklerimi hatırlıyorum. cümlelerin büyük harflerle geliyor önüme. benim cümlelerim ise küçücük, çok küçük. sana ulaşıyor mu, bu bile müphem. bu arada müphem sözcüğünü ne denli sevdiğimi de fark etmiş olabilirsin. veya fark etmemişsindir, zira bakıyor musun ki bana. duyuyor musun.
çok kızgınım. çok kızgınım. kızgın olmak bana ne veriyor. seni vermiyor, anladım.
duruyorum ve düşünüyorum. düşünüyorum ve duruyorum. bu çok saçma. gerçekten bak. aklımın odalarını boşaltmış olmam mesela. mesela gülüşünü tahmin etmeye çalışmam. mesela yürürken adımların hızlı mı, bunu düşünmem. çok sinirlendiğinde ne yaparsın. veya çok sevinçliyken benim gibi dans eder misin. tango yapalım mı. uyku mahmurluğunu düşünüyorum. şu fotoğrafta gözlerini kapatmışsın mesela. ellerimle gözlerini kapatmak istiyorum. seni acayip derecede şaşırtacak detaylarının arasında kaybolmak istiyorum.
ve rüyalarına gelmek istiyorum
oysa pencerelerin kapalı
içeri giremiyorum.
çok kızgınım. çok kızgınım. kızgın olmak bana ne veriyor. seni vermiyor, anladım.
duruyorum ve düşünüyorum. düşünüyorum ve duruyorum. bu çok saçma. gerçekten bak. aklımın odalarını boşaltmış olmam mesela. mesela gülüşünü tahmin etmeye çalışmam. mesela yürürken adımların hızlı mı, bunu düşünmem. çok sinirlendiğinde ne yaparsın. veya çok sevinçliyken benim gibi dans eder misin. tango yapalım mı. uyku mahmurluğunu düşünüyorum. şu fotoğrafta gözlerini kapatmışsın mesela. ellerimle gözlerini kapatmak istiyorum. seni acayip derecede şaşırtacak detaylarının arasında kaybolmak istiyorum.
ve rüyalarına gelmek istiyorum
oysa pencerelerin kapalı
içeri giremiyorum.
10.04.2009
mütevellit:
alıntı,
sylvia plath
genel kanının aksine insanın ikizinin olması o kadar da güzel değil. o olmasa dünyada tek olacaktın belki. ama o var. alo, bencillik konuşuyor. biz de ikizler olarak farklılaşmaya çalıştık. o neye burnunu soktuysa ben uzak durdum. bilerek veya çoğu an bilmeyerek.
merhaba ben "de". o da "me".
me, çok düzensiz. kullandığı ilaçlar onu öldürüyor, bunu görebiliyorum. ışığını söndürüyor onun. oysa harika bir gülüşü vardır. aynısı bende de olmasına rağmen o kadar etkileyici olmaz asla. harika parmakları vardır. uzun. benim parmaklarım da uzun ama piyano tuşlarında dans edercesine dolanan parmaklar onunkiler. dağınıktır ama. özensizdir bir de. ona göre hiçbir şeyin değeri yoktur. eşyalar gelip geçicidir onun gözünde. insanlar bile. hatta hayat da. neden böyle olduk, bilmiyorum. oysa belki de sadece on sene önce aynıydık. çünkü ikizdik. şimdi o evde bile değil. annem ağlıyor. odasına giremiyorum. nefes alamıyorum. rüyalarımda sık sık boğuluyorum.
-me, aç kapıyı. me? me? of!
uyuyordum. rüyamda sevdiğim adamı görüyordum hatta. ama birden bu ses sızıverdi rüyama. annemin sesi. evdeki sesler zaten şunlar ancak: kapı sesi, kedi sesi, anne sesi, me sesi, de sesi, havada uçuşan fransızca sözcükler..
birkaç saniyeliğine gözlerimi kırpıştırıyorum.
en son hatırladığım şey me ile annemin kavgası. me ilaçlarını almıyor. ilaçlara inanmıyor. eskiden yukarıdakine ve kendine inanırdı ama bunlar da gitti. oysa şu an bir dilim pastaya bile inanabilecek kadar aç, biliyorum.
annemin sesini dinliyorum. me'nin yastık kılıfını değiştirmeye gelmiş, bunu anlıyorum. evet, gecenin onikisinde yastık kılıfı değiştiren bir annem var. sorumluluk sahibi insanın haline bakar mısınız? me uyuyor diye karar vermiş olmalı annem en sonunda ki odasına dönüyor.
ama bizim evde geceleri kapılar kilitlenmez ki.
gözümü kapatıyorum. rüyama kalan yerden devam etmek istiyorum ve..
nefes alamıyorum
nefes alamıyorum
nefes alamıyorum
-me, aç kapıyı! aç! anne!
kapı açılmıyor ama.
kapının öteki tarafında çok kötü şeyler oluyor, biliyorum.
gürültüme gelen annem, bahçeye çıkıp me'ye odasının penceresinden seslenmeye karar veriyor.
nefes alamıyorum me.
me o gün ilk intihar girişiminde bulundu. daha onaltı yaşındaydı. ben de. gece nefes alamamam onu kurtarmamızı sağlamıştı. ama.. sonra daha berbat bir süreç başladı. me hep ilaçlarla ayaktaydı. ışıltısı tamamen sönmüştü. neresinin ağrıdığı hakkında tek bir fikri yoktu çünkü tamamıyla çürüktü.
çok değil, on sene önce aynı çocuklardık. tıpatıp aynıydık çünkü ikizdik. birbirimize dikilmiş gibi, tek kişiydik. büyümek demek, bencilleşmek, alametifarika yaratmak kendine demek. büyümeye karar verdiğimiz gün sökmeye başladık me ile ipleri. oysa o vakte dek ikimizin toplamı 1 idi. bir gün, aniden, nasıl olur da 1+1=2 eşitliğine bürünecektik.
tökezledik. me daha fazla tökezledi. o tökezledikçe ben korktum. o tökezledikçe ben şaşırdım. ve uzaklaştım. me artık bizimle değil. ama yaşıyor, biliyorum. ama ölmeyi deniyor, biliyorum. ara sıra boğuluyorum çünkü. ama yaşıyor. sınırda. onu görürseniz, bana haber verir misiniz? zira aynı bana benziyor. ikiziz. aynı..
merhaba ben "de". o da "me".
me, çok düzensiz. kullandığı ilaçlar onu öldürüyor, bunu görebiliyorum. ışığını söndürüyor onun. oysa harika bir gülüşü vardır. aynısı bende de olmasına rağmen o kadar etkileyici olmaz asla. harika parmakları vardır. uzun. benim parmaklarım da uzun ama piyano tuşlarında dans edercesine dolanan parmaklar onunkiler. dağınıktır ama. özensizdir bir de. ona göre hiçbir şeyin değeri yoktur. eşyalar gelip geçicidir onun gözünde. insanlar bile. hatta hayat da. neden böyle olduk, bilmiyorum. oysa belki de sadece on sene önce aynıydık. çünkü ikizdik. şimdi o evde bile değil. annem ağlıyor. odasına giremiyorum. nefes alamıyorum. rüyalarımda sık sık boğuluyorum.
-me, aç kapıyı. me? me? of!
uyuyordum. rüyamda sevdiğim adamı görüyordum hatta. ama birden bu ses sızıverdi rüyama. annemin sesi. evdeki sesler zaten şunlar ancak: kapı sesi, kedi sesi, anne sesi, me sesi, de sesi, havada uçuşan fransızca sözcükler..
birkaç saniyeliğine gözlerimi kırpıştırıyorum.
en son hatırladığım şey me ile annemin kavgası. me ilaçlarını almıyor. ilaçlara inanmıyor. eskiden yukarıdakine ve kendine inanırdı ama bunlar da gitti. oysa şu an bir dilim pastaya bile inanabilecek kadar aç, biliyorum.
annemin sesini dinliyorum. me'nin yastık kılıfını değiştirmeye gelmiş, bunu anlıyorum. evet, gecenin onikisinde yastık kılıfı değiştiren bir annem var. sorumluluk sahibi insanın haline bakar mısınız? me uyuyor diye karar vermiş olmalı annem en sonunda ki odasına dönüyor.
ama bizim evde geceleri kapılar kilitlenmez ki.
gözümü kapatıyorum. rüyama kalan yerden devam etmek istiyorum ve..
nefes alamıyorum
nefes alamıyorum
nefes alamıyorum
-me, aç kapıyı! aç! anne!
kapı açılmıyor ama.
kapının öteki tarafında çok kötü şeyler oluyor, biliyorum.
gürültüme gelen annem, bahçeye çıkıp me'ye odasının penceresinden seslenmeye karar veriyor.
nefes alamıyorum me.
me o gün ilk intihar girişiminde bulundu. daha onaltı yaşındaydı. ben de. gece nefes alamamam onu kurtarmamızı sağlamıştı. ama.. sonra daha berbat bir süreç başladı. me hep ilaçlarla ayaktaydı. ışıltısı tamamen sönmüştü. neresinin ağrıdığı hakkında tek bir fikri yoktu çünkü tamamıyla çürüktü.
çok değil, on sene önce aynı çocuklardık. tıpatıp aynıydık çünkü ikizdik. birbirimize dikilmiş gibi, tek kişiydik. büyümek demek, bencilleşmek, alametifarika yaratmak kendine demek. büyümeye karar verdiğimiz gün sökmeye başladık me ile ipleri. oysa o vakte dek ikimizin toplamı 1 idi. bir gün, aniden, nasıl olur da 1+1=2 eşitliğine bürünecektik.
tökezledik. me daha fazla tökezledi. o tökezledikçe ben korktum. o tökezledikçe ben şaşırdım. ve uzaklaştım. me artık bizimle değil. ama yaşıyor, biliyorum. ama ölmeyi deniyor, biliyorum. ara sıra boğuluyorum çünkü. ama yaşıyor. sınırda. onu görürseniz, bana haber verir misiniz? zira aynı bana benziyor. ikiziz. aynı..
mütevellit:
ailevi hadiseler,
çok önceden mesela çocukken
09.04.2009
"sevmekten uzak insanlar erdemli olamaz."
işte bu cümleye pek çok uzvumla gülebilirim.
işte bu cümleye pek çok uzvumla gülebilirim.
mütevellit:
alıntı,
kitap okumak güzeldir
04.04.2009
nasıl bir sevmek bu, biliyor musun?
dur anlatayım:
en küçük tıkırtıları bile duymanı sağlatacak,
kafanı ellerinin arasına alıp sıkıştırtacak,
uyumak için gözlerini kapatırken en son o'nun yüzünü aklına getirecek,
uyanınca ilk önce o'nun yüzünü aklına getirip gülümsetecek,
insanlara durmadan o'ndan bahsedecek,
yemek yedirebilecek,
N.Ş.A'da katlanılmayacak seslere bile katlandırabilecek,
kafayı yedirtebilecek,
ya yolda araba çarparsa o'na dedirtip, evhamlandıracak,
kendinden önce o'nu getirmeyi öğretecek,
onunlayken zamanı su gibi akıtacak,
o yokken zamanın asırlar gibi geçtiğini düşündürecek,
ya benden sıkılırsa diye düşündürecek,
orhan gencebay şarkıları söylettirecek,
akabinde "this is love this is love that i'm feeling!" diye bağırtacak,
o'nun gözlerini ellerinle kapatmak istetecek,
yemek yapmayı öğrenmeni tetikletecek,
söylediği cümlelerinin birini bile unutmamak için durmadan tekrarlatacak,
sesini ve gülüşünü aklına yazdıracak,
sayfalar dolusu mektuplar yazdıracak ama adres bilgisizliğinden yollayamayacak,
o'nu herkesten ama herkesten, tüm gözlerden kıskanacak,
"i'll stop the world and melt with you" dedirtecek,
yüzüne salak bir gülümseme yerleştirecek,
sokağın ortasında [nasıl olsa duymayacağından eminsin ya] o'nun adını söyletecek,
cümlelerini o'nunla başlatıp nokta koyamayacak,
hayatının sonuna dek güne o'nun yanında gözlerini açmak istetecek,
sadece o'nun olmak istetecek,
"tüm iyelik ekleri kabulümdür" dedirtecek
kadar
çok
sevmek
.
dur anlatayım:
en küçük tıkırtıları bile duymanı sağlatacak,
kafanı ellerinin arasına alıp sıkıştırtacak,
uyumak için gözlerini kapatırken en son o'nun yüzünü aklına getirecek,
uyanınca ilk önce o'nun yüzünü aklına getirip gülümsetecek,
insanlara durmadan o'ndan bahsedecek,
yemek yedirebilecek,
N.Ş.A'da katlanılmayacak seslere bile katlandırabilecek,
kafayı yedirtebilecek,
ya yolda araba çarparsa o'na dedirtip, evhamlandıracak,
kendinden önce o'nu getirmeyi öğretecek,
onunlayken zamanı su gibi akıtacak,
o yokken zamanın asırlar gibi geçtiğini düşündürecek,
ya benden sıkılırsa diye düşündürecek,
orhan gencebay şarkıları söylettirecek,
akabinde "this is love this is love that i'm feeling!" diye bağırtacak,
o'nun gözlerini ellerinle kapatmak istetecek,
yemek yapmayı öğrenmeni tetikletecek,
söylediği cümlelerinin birini bile unutmamak için durmadan tekrarlatacak,
sesini ve gülüşünü aklına yazdıracak,
sayfalar dolusu mektuplar yazdıracak ama adres bilgisizliğinden yollayamayacak,
o'nu herkesten ama herkesten, tüm gözlerden kıskanacak,
"i'll stop the world and melt with you" dedirtecek,
yüzüne salak bir gülümseme yerleştirecek,
sokağın ortasında [nasıl olsa duymayacağından eminsin ya] o'nun adını söyletecek,
cümlelerini o'nunla başlatıp nokta koyamayacak,
hayatının sonuna dek güne o'nun yanında gözlerini açmak istetecek,
sadece o'nun olmak istetecek,
"tüm iyelik ekleri kabulümdür" dedirtecek
kadar
çok
sevmek
.
03.04.2009
tinkerbell, şu bizim peter pan ile arkadaş olan, kafa bir kızdı. en baba gruplar hakkında hep söyleyecek bişiyleri olurdu. led zeppelin olsun, the doors olsun, bi pink floyd olsun. (bilerek üçüncü sıraya yazdım ahaha) bir şeyler bilirdi. deli gibi winning eleven oynar, wow muhabbetlerine katılırdı. asla sarhoş olmaz, öküz gibi bir bünyesi vardı. her türlü uyuşturucu maddeyi bir kez denemişti ama öküz ya, bağımlılık filan dinlemiyordu. bildiği şeyler bunlar iken, bilmedikleri şunlardı: pms, manikür, moda, edebiyat.wendy, durmadan kitap okuyup, sokakta kitap karakterleriyle karşılaşacağını düşünürdü. çok güzel yemek yapar, peter pan için atkı bile örebilirdi. bilmediği konularda "ben bunu bilmiyorum" deyip, bildiği bir şey söz konusu ise tüm bilgisiyle konuşurdu. iki bardakla sarhoş olur ve sarhoş olunca da asla bir "bitch" gibi davranmazdı. bildiği şeyler bunlar iken, bilmedikleri şöyleydi: baba rock gruplarının geçmişi ve envai çeşit alkollü içecek ismi.
iki hanımkızımızın da bildiği şeyler: trigonometrik fonksiyonlar, placebo'nun geçmişi, sağ kolu havaya kaldırıp yüzün yarısını alacak şekilde fotoğraf çekmek.
iki hanımkızımızın da bilmediği şeyler: kürt sorunu, rusça, bonsai.
eksik gedik bişiyleri var ikisinin de ama ya peter pan? o çok mu harika? yoksa aslında kaptan hook ondan daha mı bilgili birisi?
peter pan şöyle biriydi: uçan, ukala, kendini herkesten büyük görüp "ama biz neverland'de büyümeyiz" zırvası yapan, oedipus kompleksli, parçalanmış bir aile çucuğu. neyse ki konu peter pan değil.
bu iki kızı da tanıttık. and the winner is... tabi ki wendy! çünkü tinkerbell ahir hayatı boyunca "kafa kız" sıfatı altında "arkadaş" olarak kalacak. ne kadar ince ve düzgün bacakları olsa da. ebatından da kaybetmiyor değil zaten.
içimdeki tinkerbell düşmanı konuşuyor: fuck you tinkerbell! grupları bildin ne noldu?!
01.04.2009
günler ve aylar birbirlerini kovalıyorlar. oysa başı ve sonu bir olan bir çemberdeler, hala fark edemediler.
sayıyorum. susuyorum. konuşuyorum. gülümsüyorum. hayal ediyorum. anatomik yapımı inceliyorum. tendonlarımı hissetmek çok garip, gitar teli gibiler sanki. senin tendonlarını hissetmek istiyorum. saçım başım dağınık, sokakta piyano tuşlarına basar gibi yürüyorum. okul formam varsa mongoloid adımlar atıyorum. aylardır zenit'in içindeki filmi bastırmadım. bu çok korkunç bir düşünce çünkü ben böyle değil-DİM. gördüğüm güzellikleri yakalamak yerine gördüğüm ilk objektifin önüne atıveriyorum kendimi. itiraf ediyorum, bir haftada 3 tane kitap bitirdim. ama gossip girl serisinden! zizek okuyor olmalıydım oysa. zizek benim gözümde manevi babam gibi. niye böyle düşünüyorum bilmem ama seviyorum yahu bu adamı. "baskıcı desüblimasyon anlayışında bir şey eksiktir. adorno, totaliter 'psikolojiden arındırma'yı tekrar tekrar, irrasyonel nobet görüntüsü ardına gizlendiği iddia edilen bilinçli ya da en azından bilinç öncesi bir bencil hesap tavrına indirgemek zorunda kalır" dediği zamanlar dahilinde de. onun benim babam olmasını çok isterdim. ama o, gossip girl meraklısı bir kızı olsun ister miydi, işte buna lacan'ın einziger zug'u bile cevab veremez.
sayıyorum. susuyorum. konuşuyorum. gülümsüyorum. hayal ediyorum. anatomik yapımı inceliyorum. tendonlarımı hissetmek çok garip, gitar teli gibiler sanki. senin tendonlarını hissetmek istiyorum. saçım başım dağınık, sokakta piyano tuşlarına basar gibi yürüyorum. okul formam varsa mongoloid adımlar atıyorum. aylardır zenit'in içindeki filmi bastırmadım. bu çok korkunç bir düşünce çünkü ben böyle değil-DİM. gördüğüm güzellikleri yakalamak yerine gördüğüm ilk objektifin önüne atıveriyorum kendimi. itiraf ediyorum, bir haftada 3 tane kitap bitirdim. ama gossip girl serisinden! zizek okuyor olmalıydım oysa. zizek benim gözümde manevi babam gibi. niye böyle düşünüyorum bilmem ama seviyorum yahu bu adamı. "baskıcı desüblimasyon anlayışında bir şey eksiktir. adorno, totaliter 'psikolojiden arındırma'yı tekrar tekrar, irrasyonel nobet görüntüsü ardına gizlendiği iddia edilen bilinçli ya da en azından bilinç öncesi bir bencil hesap tavrına indirgemek zorunda kalır" dediği zamanlar dahilinde de. onun benim babam olmasını çok isterdim. ama o, gossip girl meraklısı bir kızı olsun ister miydi, işte buna lacan'ın einziger zug'u bile cevab veremez.
mütevellit:
slavoj zizek,
zbetka zizek,
şimdiki zamana dair konuşmalar
30.03.2009
burnunun ararat dağı'nda ikamet ettiği şu günlerde [ki mütemadiyen bu günleri yaşıyoruz] seni bir derece indirgeyip primer alkol elde etmek istiyorum.
yanlış anlama, hepsi seni sevdiğimden.
yanlış anlama, hepsi seni sevdiğimden.
28.03.2009
pumpkin soup.
sabahın bok köründe uyanmama, girdiğim sınavda fen 2'yi çözerken uyuyakalmama, biyoloji hocamın sorduğu tüm sorulara "bilmiyorum galiba, siz söyleseniz?" dememe, kırmızı ojemin en geç iki güne bozulup çıkacak olmasına, babamın öldürücü cümlelerine ve aids olma riskime rağmen seni sevdim yirmisekizmartikibindokuz. seninle beraber başkalarını da seviyorum, o ayrı. tüm bu saydıklarıma rağmen o güneş ışıltılarını üzerimden eksik etmezsen günüm haRRRRika geçecek. ne olursa olsun. kim konuşursa konuşsun. veya "o" konuşmasa bile.. konuşsa bal şeker olur, o ayrı tabi.
mütevellit:
yollar bi fena,
şimdiki zamana dair konuşmalar
25.03.2009
a'dan z'ye
a. her zaman bilir. her zaman çok bilir. bencil ve düşüncesizdir fakat. odaklandığı şey kendisi ve aklındakilerdir. gidip sarılsanız bile kollarını kaldırıp size sarılmayacak. sanki..
b. geçmişe gömülüp kalır. çıkarana aşk olsun! sevdiği zaman tam sever. ceplerini boşaltır, aklını boşaltır, kalbini boşaltır ve "o"nunla doldurur tüm bu boşlukları.
c. dünyaya aldırdığı yok aslında. her şeyden önce paşa gönlü gelir. midesine çok düşkündür. affedersiniz ama biraz da odundur.
d. güçlü bir kişiliği yoktur. gerçekler ağır geldiğinde ya hayal dünyasına ya da psikiyatristine sarılır. beklemediği anlarda beklemediği acımazsızlık ve güç geldiği zamanlar da olur. aramaya inanır.
e. yalanı çok sever. tut ki onu sevdiniz, "yalansan yalanı severim elimde değil" diye çığırırken bulabilirsiniz kendinizi. çok severler, çok da plan yapar.
f. görmemek için halının altına ittiği sorunlar gözardı edilemeyecek kadar büyüyene kadar iyidir. hiç altta kalmaz. çuvaldızı kendisine de batırmaz asla.
g. en sorunsuz anlarında bile kendisine çıkaracak bir sorunu vardır. "aman cool olayım" amacıyla günün 2 saatini buzdolabında geçirdiğini düşünüyorum.
h. kendisi hakkında durmadan konuşur. asla dinlemez, asla. asabidir. veya harika bir dinleyicidir. sakin, huzur veren, peygamber gibi her halinde iyi bir insan.
i. kendisini vazgeçilmez, the best filan görse de içine baktığınızda tırt çıkar. gösterişi ve pohpohlanmayı sever. tutarlı bir kişiliği yoktur.
k. hedeflerine tamamen odaklanmıştır. insan ilişkilerinde pek gelişkin olmasa da bunu sorun edecek son insan o.
l. sessiz ve gözlemcidir.
m. alın bir tane daha bilgiç! ama haklı bir bilgiçlik ondaki. bir konu hakkında konuşuyorsa, bilmelisiniz ki o konuya cidden hakim ve kendine güveniyordur. dağınıktır ve insanlar onu şaşırtır.
n. analitik düşünür. düzenli ve titizdir. çok güzel empati kurar. gücün ve inancın kalmadığında tutunabileceğin bir insan.
o. idealist ve bu yüzden toplumda yalnız kalmayı göze alacak kadar da inat. çok konuşur. yaşlandığı görülmemiştir.
ö. -mış gibi yapmakta üstüne yok. göz boyamayı çok sever.
p. çok düşünür, ince düşünür. bazen sizin yerinize bile düşünür ve hisseder sanki.
r. her şeyi var. her şeye sahip. akıl, sağlık, zeka, görünüm, güven.. insan bazen "is it real?" diye dokunup anlamak istemiyor değil.
s. kendini hatırlatmayı, özletmeyi ve insanlarda kalmayı çok sever.
t. gövde gösterisine bayılan yarım kafalının biri.
u. asla büyümeyecek. insanların kalbini oyuncak sanacak kadar çocuk. kör. ilgi delisidir. eğlence peşinde koşar.
y. iyi niyetli, yardımsever ve bilumum harika sıfat sahibi. rahat biri bir de. stres filan uzak ona. aile büyüklerine de saygılıdır.
z. eksik yönlerini ustaca kapatabilir. öyle ki ona baktığınızda mükemmel bir insan gördüğünüzü sanabilirsiniz.
b. geçmişe gömülüp kalır. çıkarana aşk olsun! sevdiği zaman tam sever. ceplerini boşaltır, aklını boşaltır, kalbini boşaltır ve "o"nunla doldurur tüm bu boşlukları.
c. dünyaya aldırdığı yok aslında. her şeyden önce paşa gönlü gelir. midesine çok düşkündür. affedersiniz ama biraz da odundur.
d. güçlü bir kişiliği yoktur. gerçekler ağır geldiğinde ya hayal dünyasına ya da psikiyatristine sarılır. beklemediği anlarda beklemediği acımazsızlık ve güç geldiği zamanlar da olur. aramaya inanır.
e. yalanı çok sever. tut ki onu sevdiniz, "yalansan yalanı severim elimde değil" diye çığırırken bulabilirsiniz kendinizi. çok severler, çok da plan yapar.
f. görmemek için halının altına ittiği sorunlar gözardı edilemeyecek kadar büyüyene kadar iyidir. hiç altta kalmaz. çuvaldızı kendisine de batırmaz asla.
g. en sorunsuz anlarında bile kendisine çıkaracak bir sorunu vardır. "aman cool olayım" amacıyla günün 2 saatini buzdolabında geçirdiğini düşünüyorum.
h. kendisi hakkında durmadan konuşur. asla dinlemez, asla. asabidir. veya harika bir dinleyicidir. sakin, huzur veren, peygamber gibi her halinde iyi bir insan.
i. kendisini vazgeçilmez, the best filan görse de içine baktığınızda tırt çıkar. gösterişi ve pohpohlanmayı sever. tutarlı bir kişiliği yoktur.
k. hedeflerine tamamen odaklanmıştır. insan ilişkilerinde pek gelişkin olmasa da bunu sorun edecek son insan o.
l. sessiz ve gözlemcidir.
m. alın bir tane daha bilgiç! ama haklı bir bilgiçlik ondaki. bir konu hakkında konuşuyorsa, bilmelisiniz ki o konuya cidden hakim ve kendine güveniyordur. dağınıktır ve insanlar onu şaşırtır.
n. analitik düşünür. düzenli ve titizdir. çok güzel empati kurar. gücün ve inancın kalmadığında tutunabileceğin bir insan.
o. idealist ve bu yüzden toplumda yalnız kalmayı göze alacak kadar da inat. çok konuşur. yaşlandığı görülmemiştir.
ö. -mış gibi yapmakta üstüne yok. göz boyamayı çok sever.
p. çok düşünür, ince düşünür. bazen sizin yerinize bile düşünür ve hisseder sanki.
r. her şeyi var. her şeye sahip. akıl, sağlık, zeka, görünüm, güven.. insan bazen "is it real?" diye dokunup anlamak istemiyor değil.
s. kendini hatırlatmayı, özletmeyi ve insanlarda kalmayı çok sever.
t. gövde gösterisine bayılan yarım kafalının biri.
u. asla büyümeyecek. insanların kalbini oyuncak sanacak kadar çocuk. kör. ilgi delisidir. eğlence peşinde koşar.
y. iyi niyetli, yardımsever ve bilumum harika sıfat sahibi. rahat biri bir de. stres filan uzak ona. aile büyüklerine de saygılıdır.
z. eksik yönlerini ustaca kapatabilir. öyle ki ona baktığınızda mükemmel bir insan gördüğünüzü sanabilirsiniz.
mütevellit:
bir tespit insanı olarak eloise vera,
insanları sevmelisin
23.03.2009
sanki senden ne kadar çok bahsedersem o kadar çok yanıbaşımdaymışsın gibi hissedeceğim. "a" ile açılıyor ağzım ve tüm alfabeyi saysam bile kapanmıyor. susmuyorum. her kelimen aklımda kalsın istiyorum. yineliyorum. aklımın odalarını boşaltıyorum. çatı katını tamamen sana ayırdım mesela. çatı katı dediğime de bakma aslında, çatısı yok. belki bir gün bir beaucoup oluruz değil mi? yo, hayır. gelecek hayalleri yok. senden bu kadar çok bahsediyorum ama sence bu insanların kaçı gerçekten dinliyor beni? sana seni anlatmayı o kadar çok istiyorum ki. bu yüzden susuyorum. gözlerime bak, her şey orada.
22.03.2009
gölgem.
ellerine her zaman sigarayı yakıştırmışımdır. beyaz elleri olan insanları severim. beyaz ve hoş parmakları var. bir sigarası eksik. başparmağının kenarında nokta kadar bir ben. elinde ben olanlar yemek konusunda hamarattır diye bir inanış vardır. benim elimde de küçük bir ben oluştu son 1 yılda. yemek yapmakta level mı atladım ne? neyse, ne diyordum. elleri çok güzeldir bir kere. o ağlarken ve üzülürken, elleri de üzgündür adeta. bir sigarası eksik işte. oysa slim sigara nasıl yakışır parmaklarına. ama yok! sağlığını o kadar önemser ki. ve de cildini. kaz ayağı bölgesinde kırışıklık var mı diye her gün inceler kendini aynada. gözaltlarına dikkat eder. kısa saçın kendisine yakışmadığını düşünse de uzun-kısa fark etmez, o hep güzeldir. bir de yanlış adamlara tutulmak gibi bir huyu olmasa! en olmayacak, en beklenmeyecek adamlara kapılıverir. zaten başına ne geldiyse bundan geldi. "bir gün filmimi çek" demişti 4 sene önce ama ben kitabını yazabilirim ancak. istanbul'un parıltısı ve karanlığı birarada onda. yaşadığı olaylarla dalga geçebiliyor ya, bayılıyorum. ona bilerek veya bilmeyerek canını acıtacak sözler söylendiğinizde sizi şaşırtacak kadar güçlü durur. oysa ağladığı zamanları da bilirim. aksayan işler, görevini yapmayan insanlar ve yüzeysel düşünen kişiler onu çok sinirlendirir. çok kızdığında "insanlar bir garip" der. durmadan "insanlar şöyle, insanlar böyle" der. herkes bencil der. alakasız bir şeye bile sinirlense, hayatındaki tüm kızgınlıklar gelir gözünün önüne ve "insanlar bir garip.." diye başlar.
tam bir istanbul aşığı. ama onu bu konuda benim dışımda anlayan yok. "nefes alamıyorum burada" diyor. "welcome to the hell, burası adana. tabi nefes alamazsın, denizi bile yok" diyorum on seneyi aşmış tecrübelerimle. hofur hofur homurdanıyoruz. bir gece vakti kendimizi sokağa atıyoruz. ara sıra starbucks'a "aranmaya" gidiyoruz. "bu akşamkilerin yaşı büyük gelir bana, hepsini sana havale ediyorum" diyorum. gülüyoruz. zengin kocayı taksak kolumuza, ah diyoruz. "sperm bankasına başvurursam, evlatlıktan reddeder mi bizimkiler?" diyor, "beni bekle, beraber başvururuz" diyorum. kıyafet dolabına burnumu sokuyorum. kıyafet dolabıma burnunu sokuyor. bünyamin sürmeli kilo mu aldı, pelin batu daha ne kadar şaşı bakacak konulu konuşmalar yapıyoruz. bir otobüs durağına oturup, gelen geçen insanlar hakkında yorum yapıyoruz, beklediğimiz otobüsün defalarca gelip gitmesine rağmen. profiterol krizine girip, akşamın bir vakti mado'dan profiterol sipariş ediyoruz. profiterolleri yerken yıllar önce inci pastanesi'nde yediğimiz profiteroller geliyor aklımıza. "bir haftasonu istanbul'a gidelim!" diyoruz, benim yüzümden bir türlü gidemiyoruz. "istanbul'u kazanırsan tayinimi isterim ben de, beyoğlu'nda ev tutarız" diyor, milliyet emlak'dan ev bakıyoruz. zaman zaman saçını boyuyorum. kızıl ona çok yakışıyor. fal bakıyoruz. dedikodu yapmaya bayılıyoruz. ve de insanları eleştirmeye.. kendimizi de unutmuyoruz tabi bu arada!
bu şehre sığamayacak denli büyük kalplerimiz var ve "insanlar bir garip". biz de üzüntülerimizi böyle atıyoruz.
4 sene önce.. istiklal'de yürüyoruz. ben çok sinirliyim çünkü istediğim ayakkabının numarasını bulamadım. o ise yanımda yürüyor, gayet neşeli. diğer insanların garipliklerini buluyor. bu kadar mutlu olması beni çok sinirlendiriyor. şimdi anlıyorum ki o an tam bir ergenim. o ise hayata ancak böyle katlanıyor.
4 sene sonra.. bugün. adana'dayız. son günlerde tam da bu şarkının içerisindeyim diyor bana. şarkıyı hiç tam olarak dinlemediğimi söylüyorum. biraz sonra o, evine gidiyor. şarkıyı dinliyorum. tamamen. biz kimiz? neredeyiz? lütfen birbirimizde kalalım. tam şuramızda..
o benim gölgem.
ya da bu bir gölgenin hikayesi..
tam bir istanbul aşığı. ama onu bu konuda benim dışımda anlayan yok. "nefes alamıyorum burada" diyor. "welcome to the hell, burası adana. tabi nefes alamazsın, denizi bile yok" diyorum on seneyi aşmış tecrübelerimle. hofur hofur homurdanıyoruz. bir gece vakti kendimizi sokağa atıyoruz. ara sıra starbucks'a "aranmaya" gidiyoruz. "bu akşamkilerin yaşı büyük gelir bana, hepsini sana havale ediyorum" diyorum. gülüyoruz. zengin kocayı taksak kolumuza, ah diyoruz. "sperm bankasına başvurursam, evlatlıktan reddeder mi bizimkiler?" diyor, "beni bekle, beraber başvururuz" diyorum. kıyafet dolabına burnumu sokuyorum. kıyafet dolabıma burnunu sokuyor. bünyamin sürmeli kilo mu aldı, pelin batu daha ne kadar şaşı bakacak konulu konuşmalar yapıyoruz. bir otobüs durağına oturup, gelen geçen insanlar hakkında yorum yapıyoruz, beklediğimiz otobüsün defalarca gelip gitmesine rağmen. profiterol krizine girip, akşamın bir vakti mado'dan profiterol sipariş ediyoruz. profiterolleri yerken yıllar önce inci pastanesi'nde yediğimiz profiteroller geliyor aklımıza. "bir haftasonu istanbul'a gidelim!" diyoruz, benim yüzümden bir türlü gidemiyoruz. "istanbul'u kazanırsan tayinimi isterim ben de, beyoğlu'nda ev tutarız" diyor, milliyet emlak'dan ev bakıyoruz. zaman zaman saçını boyuyorum. kızıl ona çok yakışıyor. fal bakıyoruz. dedikodu yapmaya bayılıyoruz. ve de insanları eleştirmeye.. kendimizi de unutmuyoruz tabi bu arada!
bu şehre sığamayacak denli büyük kalplerimiz var ve "insanlar bir garip". biz de üzüntülerimizi böyle atıyoruz.
4 sene önce.. istiklal'de yürüyoruz. ben çok sinirliyim çünkü istediğim ayakkabının numarasını bulamadım. o ise yanımda yürüyor, gayet neşeli. diğer insanların garipliklerini buluyor. bu kadar mutlu olması beni çok sinirlendiriyor. şimdi anlıyorum ki o an tam bir ergenim. o ise hayata ancak böyle katlanıyor.
4 sene sonra.. bugün. adana'dayız. son günlerde tam da bu şarkının içerisindeyim diyor bana. şarkıyı hiç tam olarak dinlemediğimi söylüyorum. biraz sonra o, evine gidiyor. şarkıyı dinliyorum. tamamen. biz kimiz? neredeyiz? lütfen birbirimizde kalalım. tam şuramızda..
o benim gölgem.
ya da bu bir gölgenin hikayesi..
mütevellit:
bütün kadınların kafası karışıktır,
şarkılar ve etkileri
20.03.2009
beaucoup.

şimdi şöyle düşünelim ki bilmediğimiz bir yerde "beaucoup" adını verdiğimiz insanımsı kişiler yaşıyor. ister peri de, ister melek, bence ikisi de değil. şahsen benim şu ara meleklere de güvenim kalmadı. yıllardır melek orijinli olarak bildiğim şeytanın aslen bir cin olduğunu söyledi din hocası geçende. ne yani bu, güncellenmiş baskıda mı böyle yazıyor? tutarsızlık, tutarsızlık, tutarsızlık. önüm, arkam, sağım, solum, sobe!
beaucoup'ların evlerinin çatısı yoktur. zira gökyüzü onların kaçış noktası. ama pencereleri illa ki var. pencereleri gökyüzünde onların. en büyük zenginlik ve sahip olma gücü bu olsa gerek. bahçelerinin yemyeşil olduğu bir mevsim var hep. evler var, binalar. ama soğuk-gri binalar değil bunlar. kapıdan içeri giriyorsunuz, eve. minimalist bir düzen hakim. küçük bir merdivenle üst kata bağlanıyor ev. üst katta yatak odaları. çatı yok. her birinde en fazla on dairenin olduğu bu binalar var sokaklarda. asfalt yok. geniş betondan oluşmuş yollar var. genelde bisiklet sürüyor çocuklar. ve bisikletten düştüklerinde, beton pek çok yerlerini acımasızca çiziyor. bu beton yolu takip edip yokuştan indiğinde ise sahil var. denizi ahım şahım değil ama bir mavilik var, anlatabiliyor muyum. bir ev var mesela. düz ayak bir ev bu, iki katlı değil. evin arka bahçesinde hamak var, masa, sandalye, ağaçlar. kediler var, bir dolu kedi. o bahçede ne vakit yemek yense, kediler es geçilmez.
sahile iniyoruz. bir köpek de peşimizden geliyor.
evin bahçesindeyiz. hamağa uzanmışım. tepemdeki ağacın yapraklarının izin verdiği kadar güneş ışığı doluyor yüzüme.
yukarı kata çıkıyorum. yanımda sarı saçlı bir kız çocuğu. bir şarkı var dilimde, belki sertab erener.
beton yolda bisiklet sürüyorum. mor renkli bir bisikletim var. iki dirseğim de yara kabuğu dolu. düşüyorum. kalkıyorum. sürüyorum. düşüyorum. kalkıyorum. düşüyorum.
eğer bir beaucoup olsaydım gökyüzünde bir pencerem olurdu ve oradan seslenebilirdim. neticede hepimiz aynı gökyüzünün altındayız, ay'ı farklı taraflarından görsek de. sadece bir pencere lazım. bir pencere. bir seslenme. bir ses.
ve şimdi.. penceremi açtım. sana sesleniyorum. görmüyor musun, gökyüzünü?
16.03.2009
beni bir tek sen özledin facebook.
Merhaba Dide,
Geri dön ve arkadaşlarına bağlan:
Fotoğraf Yükle
Durumu Güncelle
Etkinlik Düzenle
Teşekkürler,
Facebook Ekibi
merhaba facebook,
hayır sandığının aksine seni özlemedim. seninleyken aklım-fikrim-gözüm-kulağım-burnum-midem insan ilişkileriyle dolup dolup taşıyordu. de broglie dalga boyunu hesaplarken zorlanan bir insan olarak o kadar bilgi fazla geldi. benim hayatıma gelirsek.. öyle ahım şahım merak edilesi bişiy değil zaten. çok merak eden varsa beri gelsin. beri gelebilir yani. gelir misin. of! gökyüzünü görmek istiyorum sadece. ve bugün duyduklarımın gerçekleşmesini. yedi vakte kadar.
teşekkürler,
dide.
Geri dön ve arkadaşlarına bağlan:
Fotoğraf Yükle
Durumu Güncelle
Etkinlik Düzenle
Teşekkürler,
Facebook Ekibi
merhaba facebook,
hayır sandığının aksine seni özlemedim. seninleyken aklım-fikrim-gözüm-kulağım-burnum-midem insan ilişkileriyle dolup dolup taşıyordu. de broglie dalga boyunu hesaplarken zorlanan bir insan olarak o kadar bilgi fazla geldi. benim hayatıma gelirsek.. öyle ahım şahım merak edilesi bişiy değil zaten. çok merak eden varsa beri gelsin. beri gelebilir yani. gelir misin. of! gökyüzünü görmek istiyorum sadece. ve bugün duyduklarımın gerçekleşmesini. yedi vakte kadar.
teşekkürler,
dide.
15.03.2009
luna-tic
hayatımda o dakikalar sanki hiç yaşanmamış gibi. ışık var, gürültü ve de. elim telefonda. bir şeyler saçmalıyorum. gülen insan sesleri. kahkaha, belki. başım dönüyor. dünya dönüyor. dünyam dönüyor, senin etrafında. hiçbir şey hatırlamıyorum. ağlıyordum sonra. gülüyordum ve de. ben hep bu iki uçta dolandım. dolandım durdum. etrafında. burcumun astronomideki karşılığı "ay" ise ben ne yapabilirim. tamamen bir yengecim. içine kapanıklık haricinde. içine kapanık olsam içsel duygularımı buraya döker miydim moleskine defterlere hapsetmek varken? hayat bu, çok şaşırtıcı. bazen hayat diyorum.. böyle okkalı bir cümle kurmak istiyorum ona dair. yapamıyorum.
yaptıklarımız+yapamadıklarımız=hayat
aslında hayatın basit bir tanımı olmalı. yani basit bir cümle. ve o cümleyi bulmakla geçen süre..

tamam, bu fotoğrafı elif karakoç'tan aldım.
yaptıklarımız+yapamadıklarımız=hayat
aslında hayatın basit bir tanımı olmalı. yani basit bir cümle. ve o cümleyi bulmakla geçen süre..

tamam, bu fotoğrafı elif karakoç'tan aldım.
mütevellit:
i'll see you on the dark side of the moon
12.03.2009
11.03.2009

koşuyorum. ayaklarıma hiçbir şey takılmamalı. zamanım yok. ve durmaksızın koşuyorum. öyle böyle değil. bir tarla düşünüyorum. hayır çavdar filan değil. bir kitap kahramanı olmak isterdim. zaten küçükken şu hayatı allah babanın kızlarının oyunu sanardım. ben nasıl barbielerimle oynuyorsam, allah babanın kızları da bizlerle oynuyor işte. sonra barbielerimin hiç ölmediklerini fakat bizim eksik gedik bir şeylere dönüştüğümüzü fark ettim. bir yanlışlık vardı ortada.
on yaşındayım. annem ağlıyor. dedemin öldüğünü söylüyor. bir şey hissedemiyorum. onu yeterince tanıyor muyum. asansördeyiz. aynaya bakıyorum. ağlıyor muyum.
onaltı yaşındayım. annem ağlıyor. anneannemin öldüğünü söylüyor. hayatımın en önemli kadınlarından biri ölüyor bu sefer. çok fazla bu. ben doğduğumda, ben emeklerken, ben büyürken yanımda olan kadın.. annem yıkılıyor. bir kolunda ben, diğer kolunda gölgem. gölgem bambaşka bir yazı konusu olmalı aslında.
onyedi yaşındayım. hayatıma girişi taze fakat edindiği yer itibariyle mühim olan güzel bir insanın ablası ölüyor. hem de doğumda. doğum bir mucizedir oysa. yeni bir hayattır. açılan bir kapıdır. minik bir eldir. kalp pıtıpıtısıdır.
tüm bunlar oluyor ve insanlar ölmeye hala devam ediyor. söyle, bütün bunların bir barbie bebek oyunu olduğuna nasıl inanayım hala? eğer çocukların elinde olsaydı hayatlarımız, emin ol ölüm diye soğuk-keskin bir gerçek olmazdı dünyada. ölüm filan, hepsi de bu büyüklerin formaliteleri zaten..
08.03.2009
hayatın bizatihi kendisi çok güzel bişiy. böyle yanakları mıncırılası, sarılıp sarmalanası bişiy. özellikle sabahları. uykunu alarak uyandığın sabahlar olur böyle. yatakta üçyüzaltmış derece dönersin -ama yere düşmezsin- kollarını açarsın iki yana -ama duvara çarpmaz kolun- sonra yatağın yanıbaşındaki perdeyi aralarsın biraz. sokağın hala uykuda olan halini görürsün, gülümsersin. anne babandan erken uyanmanın verdiği mutluluk gibi bişiydir bu. güne başlamak için vazgeçilmez. yatağın ucundaki dörtbuçukderecelik miyop gözlüklerini alırsın, şişe dibi camlı olan, üzerinden yorganı atarsın ve ta-da deyip yataktan kalkarsın. aniden kalktığın ve zaten sağlıksız bir bünyen olduğu için başın döner ilk başta ama bu o günün güzelliğini bozamaz. insan bir süre sonra başının dönmesini bile seviyor. sarhoş olmaksızın. tuvalete gidip birtakım boşaltım ve yüzünü yıkama işlemlerinden sonra aynaya bakarsın. gülümsersin. birbirine girmiş saçların yoktur. demek ki gece yatakta debelenmeden uyumuşsun, rüya görmüşsün. gülümsersin. birkaç hafta sonra çektireceğin mezuniyet fotoğrafında yüzünde hangi gülümsemen olsun diye düşünürsün birkaç dakika ayna karşısında. güzelim deyip odana doğru yola çıkarsın. annenin yaz-kış fark etmeksizin giyiyorsun diye kızdığı güzeeelim pijamanı çekmecene katlayıp koyarsın ve dün akşam belirlediğin kıyafetleri giyinirsin. bu esnada sütyenini filan da takmış olman lazım yoksa a-a! saçlarını nasıl yapacağına karar verip aynanın kenarlarına tutuşturulmuş fotoğraflara dalarsın bir an. bak şu fotoğrafı e. ile beraber geçirdiğiniz yılbaşında çekmiştiniz, onun yanındaki huzurmubumucizearzusu fotoğrafını h. çekmişti. en solda sınıfça bir fotoğraf var. alt tarafta b. ile travis konserinden bir anı fotoğrafı ve mardin'deki güzel bir geceden fotoğraf var: sen, m. ve s. üçünüz de çok güzel çıkmışsınız. senin henüz saçını yeni kestirdiğin zamanlar, kısacık zira. m. yine yandan bakışını atmış, kalbini yakmış. s.'yi ise alıp içine koyası geliyor insanın. çok güzel üç insan. senin için çok değerli iki insan. ve.. lise bitiyor. saçının kabarıklığını bir nebze azalttıktan sonra eline nemlendirici krem sürersin zira ellerini yumuşak tutmaya özen gösterirsin. rimel-far-göz kalemi üçlüsü sayesinde güne uygun bir göz makyajı yapıp, sürmenin bitmiş olmasından yakınırsın yine. en kısa vakitte yolunun mardin'e tekrar düşmesini ve yeniden sürme alabilmeyi dilersin. yüzüklerinin bulunduğu kutucuktan okul yüzünü çıkarırsın, hani içinde "vera 328" yazan.. 328 senin okul numaran, vera ise lise hayatını özetleyebilecek bir şey. nazım hikmet, seni seviyorum dersin. çantana günlük alman gereken hapların kutularını tıkıştırıverirsin [ki geçen gün üşenmedin saydın, günde 6 hap içmen gerekiyor] çantanı koluna takarsın ve odanın kapısını kapatarak koridora çıkarsın. tomurcuklu haaarika bir bardak çay alırsın kendine. nasıl bir zeytindir ki bu, onu yemek için geceden itibaren heycan duymaya başlıyorsun. "aman tanrım, yarın sabah zeytin yicemyicemyicem" diye yatakta kıpırdanarak uykuya dalıyorsun. pek iyi sayılmayacak [ama senin standartlarında iyi] bir kahvaltıdan hemmen kalkıp dişini fırçalıyorsun. hangi ayakkabıyı ve ceketi giyeceğine karar verdikten sonra aynada son bir kez bakıyorsun kendine. ev anahtarının yanında olduğundan emin olup, kapıyı çekip çıkıyorsun. asansörü çağırıyorsun, bazen de koşuyorsun ama bu sabah asansörü çağırıyorsun, zemin katta hızlı adımlarla ilerleyip apartman kapısının kulbunu tutuyor elin, sağındaki büyük aynaya son bir defa bakıp [göz makyajını kontrol ediyorsun burada] kapıyı açıyorsun, kendini atıyorsun ve: MERHABA DÜNYA.
mütevellit:
sabahın köründe,
sunday morning
07.03.2009
sokaklarda kayboluyoruz. bildiğim ama bilmekten bıkmayacağım sokaklar. bilmediğin sokaklar. sana göstermem gereken bir şey var deyip giriyorum koluna. hafif bir rüzgar değiyor yüzüne. elim değiyor yüzüne. neyse, ne diyordum? hım, sokaklar. sokaklar dolusu yürüyoruz ve sen gülümsüyorsun sadece. sonra bir sokakta, herhangi bir sokakta, bir kız çocuğuyla karşılaşıyoruz. işte bu benim diyorum, benim çocukluğum. şaşırır mısın? merak eder misin? konuşmak için çabalar mısın? yoksa sadece gülümser misin?
06.03.2009
how i love to..
hiçbir şey beklemiyorum. ecetem asıl böyle diyenden korkun dercesine "hiçbir şey beklemeyenler aslında en çok bekleyenlerdir" demiş. hayır, 'gerçekten' hiçbir şey beklemiyorum. çünkü alice in wonderland'den what the fuck diyen bir kıza dönüşmem yirmiüç milisaniye bile sürmüyor. hiçbir şey beklemiyorum, gerçekten. böylece beni şaşırtıyorsun. her hareketin beni şaşırtıyor. minimum kuralı. okzaloasetikasit.

bu bulut da benden sana uçsun..

bu bulut da benden sana uçsun..
01.03.2009
"uyku ilk evimizdir, çatısız, duvarsız, yataksız. diğerleri sonradan gelir, uykunun verdiği ilhamla. bu gece, doğum günümden sonraki gece, seni ilk evimize alıyorum sevgilim. o devasa kapının altında atıyorum, beni içinde bulacaksın.." *uyku bizim ilacımızdır. uyursun ve biter. uyursun ve geçer. geçen aslında zaman. zamandan başka bir şey geçmez. aşklar, dostluklar, öpüşmeler, kokular, yollar, yıllar, anlar.. geçmez bunlar, yitirilir.
*: john berger
fotoğraf: stefa
mütevellit:
a'dan x'e,
kitap okumak güzeldir
27.02.2009
günlerden cuma.
belki perşembe.
belki salı.
belki bir hafta oldu.
belki onyedi ay.
belki üç gün.
belki giderken, belki yeni adımlar atarken, belki hiç görüşmemişken, belki çok zorluktayken..
yanında olanlar hiç yitirilmiyor. aşkın doğasındadır acı çekmek. oysa dostun kollarında huzur bulmak ister insan. ağladığı yer orası olsun ister. yanında olsun veya olmasın. hissetmekle alakalıdır bu.
"bir dilimiz var bizim. birbirimizin cümlelerini destekleyerek sürdürüyoruz konuşmayı. ne tartışmak, ne dürüstlük.. yorgunuz çünkü. sen benim sözlerimi alırsın kucağına, ben seninkilere başımı yaslarım. onların yanına dönmeden önce yaralarımızı merhemliyoruz aslında, anlasana.."
mütevellit:
bütün kadınların kafası karışıktır,
kadın olmak
22.02.2009
The Eloise Fragments.
yüzüm yollardan geçiyor. arabalardan, evlerden, ellerden, ellerden. elim yüzlerden geçiyor. bilemiyorum. bir ev düşünüyorum.
seni seviyorum
seni seviyor..
seni sev..
seni..
sen..
bir ev düşünüyorum. içinde ben var.
seni sevi..
cümleleri bitiremiyorum. kalanlar ruhumda. hayır biraz aklımda. hayır biraz dünümde. hayır biraz yakınım. hayır yapma. hayır aklımda. hayır. ellerim. hayır. lütfen. hayır. biraz sorunum var. keşke. hayır. dememeliyim. hayır. yazmamalıyım. hayır. görmemeliyim. hayır. özlememeliyim. hayır. dokunmamalıyım. hayır. sarılmamalıyım. hayır. üzmeliyim. hayır. üzmemeliyim. hayır. özel biri olmak. hayır. isterdim özel biri. hayır. keşke. hayır. anlatmamalıyım. hayır. anlatmalıyım. hayır. dinle. hayır. beni. hayır. bana bak. hayır. bak dedim sana. hayır. sözlerime bak. hayır. gözlerime değil sözlerime. hayır. hayır.
sarı bir rüya görmek istiyorum. hayır. gömmek istiyorum. hayır. çavdar tarlası. hayır. holden? hayır. bu kadarı. hayır. tüm bunlar. hayır. çok. hayır. fazla. hayır. taşıyamıyorum. hayır. hayır. hayır.
susuyorum. aslında konuşuyorum. gülüyorum. aslında ağlıyorum.
çok zavallı ve yalnız. acı çekiyor mu, muğlak.
dünyaya tersten bakarken her şey daha güzel. güneş odama dalmaz. rüyalar kurtarıcım olur. rüyalarımda sen varsın. rüyalarıma geliyorsun sadece. sadece.
"yaşam bir rüyadır, uyanmak ise bizi öldürür."
her sabah ayrı ayrı ölüyorum, duyuyor musun?
yaptıklarımı ve yapamadıklarımı birarada yaşıyorum.
ben hiç boğulmadım mesela.
ama ben öldüm.
ben hiç kitap yazmadım.
ama ben aşık oldum.
"çok yalnız biri vardı, şehrin tüm pazartesileri ona kapalıydı ve diğer günleri de."
kapalıkapalıkapalı
en fazla bir, en az dokuzyüzotuzdokuz.
seni seviyorum
seni seviyor..
seni sev..
seni..
sen..
bir ev düşünüyorum. içinde ben var.
seni sevi..
cümleleri bitiremiyorum. kalanlar ruhumda. hayır biraz aklımda. hayır biraz dünümde. hayır biraz yakınım. hayır yapma. hayır aklımda. hayır. ellerim. hayır. lütfen. hayır. biraz sorunum var. keşke. hayır. dememeliyim. hayır. yazmamalıyım. hayır. görmemeliyim. hayır. özlememeliyim. hayır. dokunmamalıyım. hayır. sarılmamalıyım. hayır. üzmeliyim. hayır. üzmemeliyim. hayır. özel biri olmak. hayır. isterdim özel biri. hayır. keşke. hayır. anlatmamalıyım. hayır. anlatmalıyım. hayır. dinle. hayır. beni. hayır. bana bak. hayır. bak dedim sana. hayır. sözlerime bak. hayır. gözlerime değil sözlerime. hayır. hayır.
sarı bir rüya görmek istiyorum. hayır. gömmek istiyorum. hayır. çavdar tarlası. hayır. holden? hayır. bu kadarı. hayır. tüm bunlar. hayır. çok. hayır. fazla. hayır. taşıyamıyorum. hayır. hayır. hayır.
susuyorum. aslında konuşuyorum. gülüyorum. aslında ağlıyorum.
çok zavallı ve yalnız. acı çekiyor mu, muğlak.
dünyaya tersten bakarken her şey daha güzel. güneş odama dalmaz. rüyalar kurtarıcım olur. rüyalarımda sen varsın. rüyalarıma geliyorsun sadece. sadece.
"yaşam bir rüyadır, uyanmak ise bizi öldürür."
her sabah ayrı ayrı ölüyorum, duyuyor musun?
yaptıklarımı ve yapamadıklarımı birarada yaşıyorum.
ben hiç boğulmadım mesela.
ama ben öldüm.
ben hiç kitap yazmadım.
ama ben aşık oldum.
"çok yalnız biri vardı, şehrin tüm pazartesileri ona kapalıydı ve diğer günleri de."
kapalıkapalıkapalı
en fazla bir, en az dokuzyüzotuzdokuz.
mütevellit:
the tracey fragments
21.02.2009
göz.
evimin sokağında bir sokak çocuğunun öldürüldüğü gündü. bilirsin, çocuk ölümleri kadar yıkıcı bir şey olamaz benim için. seni arıyorum. sesimin kötü halinden anlıyorsun. geliyorsun hemen. kahve filan yapıyorsun. aklımı o çocuk cesedinden uzaklaştırmaya çalışıyorsun. kitaplığımın karşısında oturuyoruz. düşüncelerimi kitaplara yöneltiyorsun. oysa kapının öteki tarafında, sokaktan bir çocuk cesedi kaldırıyorlar. sahneyi tahmin edebiliyorum. sokağa su döküyorlar, kanlar gidiyor. peki ya kan kokusu. o çok ağırdır, bilir misin?
ecetemelkuran okumalısın, diyorum. hiç okumamışsın onu, bu tahmin edilebilir bir şey. oysa onu okusan, insanları ve hayatı sevebilirsin böylece. iç'ini dinlersin bir kez de. ben çocuklar için ağlayabiliyorsam... cümlemi bitirmeme izin vermeden konuyu dağıtmaya başlıyorsun. ondan konuşuyorsun. biraz da şundan. müzikten konuşuyoruz. gülüyoruz sonra. sen konuşurken reset düğmeme basılıyor sanki. birden yüzünü ellerimin arasına alıyorum. gözlerinin rengine ve belirginliğine bir kez daha hayran kalıyorum.
gözlerinin bana böyle bakmasını çok seviyorum. bir gün beni seveceğini söylüyorlar, diyorum.
oysa benim gözlerim çoktandır seviyor seni.
görmesen de..ecetemelkuran okumalısın, diyorum. hiç okumamışsın onu, bu tahmin edilebilir bir şey. oysa onu okusan, insanları ve hayatı sevebilirsin böylece. iç'ini dinlersin bir kez de. ben çocuklar için ağlayabiliyorsam... cümlemi bitirmeme izin vermeden konuyu dağıtmaya başlıyorsun. ondan konuşuyorsun. biraz da şundan. müzikten konuşuyoruz. gülüyoruz sonra. sen konuşurken reset düğmeme basılıyor sanki. birden yüzünü ellerimin arasına alıyorum. gözlerinin rengine ve belirginliğine bir kez daha hayran kalıyorum.
gözlerinin bana böyle bakmasını çok seviyorum. bir gün beni seveceğini söylüyorlar, diyorum.
oysa benim gözlerim çoktandır seviyor seni.
kış'09.
mütevellit:
freud seni seviyorum
19.02.2009
thank you mario..
çocukluğumdan beri aynı rüya. bazen balığın rengi değişiyor sadece ama her şey aynı. geri kalan. gülümseyen aile suratları. masadaki yemekler. yatılan yatak. nevresimin kokusu. pijamam. çığlığım ve.. uyanış. durmadan aynı çukura düşmek gibi. sanki bir tepedeyim. bir tepedeki kaleye hapsolmuşum. o(v)raya inmem lazım ve sadece bir kaydırak var ortada. elbisemin kirlenmesini dert etmeyerek kaydıraktan kayıyorum. elbisemin kumaşı kaydırağın çivilerine takılıyor zaman zaman. yırtılan kumaş, kirlenen elbise. kaydırağın sonuna geliyorum. ve ayağa kalktığımda bir de bakıyorum ki hala tepedeyim. rüyamda yatağımın üstünde süs balıkları beliriyor. canlılar. sonra ev sahibi geliyor. sen bizim misafirimizsin, bunları yemezsen olmaz diyor ve o kıpır-kıpır-parlak-renkli süs balıklarını bana yediriyor.
uyanıyorum.
hala tepedeki kalede olduğumu fark ediyorum.
uyanıyorsun.
"thank you mario, but princess is in another castle" diyor bir ses.
beni bulana dek..
seni seviyorum.
uyanıyorum.
hala tepedeki kalede olduğumu fark ediyorum.
uyanıyorsun.
"thank you mario, but princess is in another castle" diyor bir ses.
beni bulana dek..
seni seviyorum.
12.02.2009
this pain is too real.

napıcam amınakoyim. gerçek lan. gerçek. o kağıdı elledim ben. gayet saman filan. napıcam. hassktir. bitiyor her şey. yıllık yazmaya başladık bugünden itibaren. çok garip. ilkokulda 3 defa okul, 5 defa sınıf değiştirdiğim göz önünde bulundurulunca bir sınıf dolusu insanla 4 senemi geçirmek tam bir başarıydı benim için. çok karmaşık günler. "mezuniyette kaç santimetrelik topuklu ayakkabı giyeceğim"den tutun, "bu hiperbolün altında kalan alanı integralle nasıl bulurum"a kadar envai çeşit soru sardı kafamı. zaten kafamda filler skişiyor. filleri seviyorum. efervesan olanları özellikle.
dans etmek istiyorum. sen de gelsene beraber dans ederiz. ahaha.
mütevellit:
ders de çalışıyorum,
şimdiki zamana dair konuşmalar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

